Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde halk arasında “sara” olarak bilinen epilepsi hastalığının pilli yöntemle tedavi edilebildiği belirtildi.
AA
Beyin ve Sinir Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hülagü Kaptan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, epilepsinin beyin hücrelerinde “anormal elektrik oluşması” nedeniyle ortaya çıkan bir hastalık olduğunu belirtti.
Çoklu ilaç kullanımına rağmen nöbet sıklığı veya şiddetinde azalma görülmeyen hastalar için pil tedavisi olarak da bilinen “Vagal Sinir Stimülasyonu” tedavisinin uygulanabildiğini aktaran Doç. Dr. Kaptan, yöntemin ilaç kullanımını zaman içinde azalttığına işaret etti.
“ZAMAN GEÇTİKÇE HASTANIN DURUMU İYİYE DOĞRU GİTMEKTEDİR”
Pil tedavisinin DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde uygulandığını anlatan Kaptan, boynun sol tarafından sinir yoluyla beyne elektrik akımı gönderilmesi yöntemiyle çalışan sistem için hastanın göğüs bölümüne cilt altına bir cep açıldığını ve pil yerleştirildiğini ifade etti. Kaptan, şöyle konuştu:
“Pil otomatik çalışır, yapılan programa göre çok kısa aralıklarla beyne çok küçük elektrik akımları yollar. Operasyon sonrasında hastaların yüzde 50-70’inin nöbetleri ve şikayetlerinde azalma görülmektedir. Bu azalma ile yaşam kalitesinde ciddi bir artış görülmektedir. Operasyon yapılan hastalarda iyileşme süreci 6 aylık periyotlar halinde incelendiğinde daha iyi yanıt alındığı görülmektedir. Yani zaman geçtikçe hastanın durumu iyiye doğru gitmektedir. Ayrıca, zamanla kullanılan ilaç miktarı da azalmaktadır.”
Kaynak : Sabah Gazetesi
Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’ne başvuran 25 yaşındaki Yakup Kızılay, geçirdiği operasyonla beynindeki tümör kafatası kemiği çıkartılarak temizlendi. Ameliyatı gerçekleştiren Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hülagü Kaptan, “Hastamızın tetkikler sonrasında beynin en değerli yeri olarak nitelendirilen sol tarafında 5×5 santimetre büyüklüğünde tümör tespit ettik. Hastamızla operasyonun risklerini paylaştıktan sonra 6 kişilik bir ekiple ameliyatı gerçekleştirdik” dedi.
Ameliyatla ilgili bilgi veren Kaptan, “Biz 7-8 saati bulabilecek bir operasyon planlamıştık. Ameliyata girdiğimiz zaman cildi geçiyoruz, daha sonra çok kabaca söylemek gerekirse kafa kemiğini kaldırıyoruz. Burada bir problemle karşılaştık çünkü kemiği kaldıramadık. Çünkü tümör bir kemik yapısı haline dönüşmüş ve kafa kemiğine yapışıktı. Bu bizim rastladığımız ender durumlardan birisiydi. Bayağı uğraştık, bunu ayıramadık. Sonradan etrafını dönerek güzel bir şekilde tam olarak tümörü çıkardık. Tabii bu hasta için çok büyük bir şans oldu” diye konuştu.
UZUN İŞLEM GEREKTİRİYOR
Bu tümörlerin tam olarak çıkmasının kimi zaman zor olduğunu aktaran Kaptan, “Uzun işlemler gerektiriyor. Burada ise bir kemik yapı tamamen beynin içerisinde bir diş gibi ama bir taraftan da baktığınız zaman beyinle kendisi arasında sınırlar koymuş bir şekilde ortadaydı. Tümörü tam olarak çıkardık ameliyat çok hızlı bir şekilde sona erdi. Beklediğimizden daha hızlı bir şekilde, yaklaşık 1 saatte sonlandı. Hastamızın yoğun bakım sürecine ihtiyaç olmadı. Ameliyat öncesinde karşılaşabiliriz dediğimiz problemlerin hiç birisiyle karşılaşmadık” dedi.
KORKU YAŞADI
Rahatsızlığıyla ilgili zor bir dönem yaşadığını ifade eden Yakup Kızılay, ameliyat sonrası oluşabilecek riskler nedeniyle büyük korku yaşadığını söyledi. Tetkiklerin ardından zorlu geçeceğini düşündüğü ameliyata çekinerek hazırlandığını belirten Kızılay, “Ameliyatın 7 saat sürmesi bekleniyordu ama hızlı geçti, bir an önce çıkardı beni doktorum. Tedavi süreci için de elinden geleni yaptı. İyileşme süreci biraz geç bekleniyordu, erken toparlandım. Şu anda herhangi bir sıkıntım yok ufak tefek ağrılar dışında. Hastaneye daha erken müracaat etsem sonucu daha önce öğrenecektim. Artık en ufak bir sıkıntım olduğunda hastaneye geleceğim” dedi.
TEŞEKKÜR ETTİ
Ameliyat sonrası beyninden çıkan tümörü görünce şaşkınlık yaşadığını, kemiğe yapışmış ve kemik sertliğine dönüşen kitleyi görünce ne kadar ciddi bir operasyon geçirdiğini anladığını vurgulayan Kızılay, operasyonu gerçekleştiren Doç. Dr. Hülagü Kaptan ve ekibine teşekkür etti.
Kaynak : Deu Haber
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hülagü Kaptan, uzun süren yolculuklarda hareketsiz kalmanın bel ve boyun fıtığını tetiklediğini belirterek, bayram dolayısıyla seyahate çıkacaklara 2-3 saatte bir mola vermeleri ve bu molalarda mutlaka yürüyüş ve küçük egzersizler yapılması tavsiyesinde bulundu.
Kaptan, son yıllarda birçok kişide görülmeye başlayan bel ve boyun fıtığı rahatsızlıklarının özellikle bayram ve yaz tatili dönemlerindeki uzun yolculuklarda tetiklendiğini anlattı.
Kurban Bayramı tatiline çıkacakların saatlerce ara vermeden araç kullanmamasının sağlık açısından sakıncalarına işaret eden Kaptan, ister kendi aracıyla ister otobüsle uzun yola çıkacakların, uzun süre hareketsiz kalmanın doğurabileceği olumsuzluklardan kaçınmak için molalara önem vermesi gerektiğini ifade etti.
Kaptan, bu noktada yapılması gerekenler için şu tavsiyelerde bulundu:
“Uzun süren yolculuklarda hareketsiz kalmak bel ve boyun fıtıklarını tetikliyor. Rahatsızlığı olsun olmasın insanlar uzun yolculuklar sırasında verilen molalarda mutlaka yürüyüş ve küçük egzersizler yapmalı. Arabayla seyahat edenler iki saatte bir durup mola verseler ve yürüseler bel ağrıları azalır. Otobüste oturulduğu zaman devamlı yük biniyor. Uygun olmayan bir pozisyon. Hastayı ya da normal insanı rahatsız ediyor. İnsanların yüzde 80’inde bel ağrıları normal yaşamda karşılarına çıkıyor. Uzun yolculuklar da bunu tetikliyor.”
Molalarda yapılabilecek egzersizler hakkında da bilgi veren Kaptan, ufak yürüyüşler, öne eğilmeler, beli zorlamadan sağa sola dönmeler ve esneme hareketlerinin, kişiyi hem bedenen rahatlatacağını hem de uzun süre oturmayla kasılan vücudun rahatlamasıyla ruhen pozitif etki sağlayacağını dile getirdi.
“Klima da ağrıları arttırıyor”
Hülagü Kaptan, gerek seyahatlerde gerekse kapalı ortamlarda yaz döneminde boyun ve bel rahatsızlıklarının arttığını, bunun önemli bir nedeninin de klimalar olduğunu söyledi.
İnsanların yolculuklarda sıcak havanın etkisinden kurtulmak için açtıkları klimanın yarattığı soğuk hava akımının etkisinde kaldığına dikkati çeken Kaptan, şunları kaydetti:
“Bel ve boyun rahatsızlıklarında klima çok etkili bir şey. Uzun yolculuklarda uzun süre açık kalan klima, halk arasında ‘kulunç’ denilen boyun tutulmasını arttırıyor. Rüzgar alıyorlar. Boyun tutulması da fıtığı tetikliyor. Klima açıldığı zaman camı da bir miktar açmak lazım. Yine aşırı terlemeden sonra soğuk bir ortama girince sıcak soğuk değişiminden bel kilitleniyor.”
Kaynak : TRT Haber
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hülagü Kaptan, pilli tedaviyle parkinson hastalığından kurtulabilmenin mümkün olduğunu söyledi.
Kaptan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 60 yaşın üstünde görülme sıklığı artan, hareket yavaşlığı, titreme, monoton konuşma, küçük adımlarla yürüyüş gibi belirtileri olan parkinsonun insan yaşamını olumsuz etkilediğini anlattı.
Bu tür hastaların tedavisinde ilaç kullanımının bir takım hareket bozukluklarına neden olabileceğini, hastalığın tedavisinin cerrahi yöntemle de mümkün olabildiğini ifade eden Doç. Dr. Kaptan, şöyle konuştu:
“Bu ameliyat için hastanın uygun olup olmadığı önce nörologlar ve beyin cerrahlarının aralarında bulunduğu uzman ekip tarafından belirleniyor. Beyin haritalaması için kullanılan başlık hastaya lokal anesteziyle takılıyor. Hastanın MR görüntüleri alındıktan sonra son hesaplamalar yapılıyor. Hasta uyanıkken beyinde açılan küçük bir delikten elektrotları sorunlu bölgelere yerleştiriyoruz. Beynin dış kısmında olan ve kafatasının içinde yer alan elektrotun göğüs kafesinde bağlantısı oluyor. Aynı anda göğüse özel pil yerleştiriyoruz ve cilt altından geçirilen uzatma bağlantılarıyla elektrotları pile bağlıyoruz. Daha sonra bilgisayar aracılığıyla hastaya iyi gelecek parametreleri ayarlıyoruz. Bu pil aslında enerji kaynağı. Beyne gidiyor ve beyindeki olumsuz harekete yola açan hücreleri disipline edebiliyor. Yani beyin içindeki hücrelerin boşalımını engellemiş oluyor. Dolayısıyla hastanın istemediği, beyin kökenli olduğunu bildiğimiz bu hastalığa bağlı şikayetleri de ortadan kaldırıyor. Neredeyse gün boyu süren bu ameliyat sonucunda hastanın titremeleri ve şikayetlerinde yüzde 70’e varan azalmalar gözlemliyoruz. Bu da hastanın yaşam kalitesini oldukça artıran bir gelişmedir.”
Hülagü Kaptan, şu anda şarj edilebilen pillerin geliştirildiğini, Türkiye’de de bunların kullanıldığını da kaydetti.
Bu operasyonun birçok yerde yapıldığını dile getiren Kaptan, pilin ücretinin SGK tarafından karşılandığına da işaret etti.
Kaynak : Haberler.com
İzmir’de, tıpta çok nadir görülen bir hastalık nedeniyle sol yanağındaki damarların sinirlere yaptığı baskı sonucu 11 yıldır gülerken dahi acı çeken 69 yaşındaki Ayşe Kır, mikrocerrahi yöntemiyle üst üste binen sinir ve damar arasına “yastık” konularak, gülerken bile yaşadığı ağrılarından kurtuldu.
Beydağı ilçesi kırsalında bulunan Yağcılar Mahallesi’nde yaşayan Kır, 11 yıl önce sol yanağında aniden başlayan ağrılar nedeniyle zor günler geçirmeye başladı. Gülerken, yemek yerken, su içerken hayatının her aşamasında ağrılarla yaşamak zorunda kalan Kır, bu ağrılarına çözüm bulmak için farklı branşta birçok doktorun kapısını çaldıysa da kalıcı bir çözüm bulamadı.
Kır, en sonunda, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde yapılan cerrahi müdahaleyle ağrılarından kurtuldu.
Ayşe Kır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 11 yıl önce başlayan ağrılarına çözüm bulma noktasında eşi ve 2 kızının büyük çaba harcadığını, farklı farklı yöntemler denediğini söyledi.
Uyurken bile bir elini yanağından çekemediğini ifade eden Kır, “Sol yanaktan bir ağrı başlıyordu, kulağıma kadar gidiyordu. Bu ağrı yüzünden gülemiyor, su içemiyor, yemek yiyemiyordum. Doktora gidiyordum bir hap veriyor geri geliyorduk o ilaçları bile içemiyordum, yüzüm yukarı doğru çekilmeye başlamıştı. İlk başta diş ağrısı sandım, gittim dişçi koltuğuna oturdum, sol taraftaki bütün dişleri çıkar dedim, doktor kontrol etti, ‘sağlam dişini nasıl çekerim’ dedi ama ben ağrıya dayanamıyordum.” dedi.
Ayşe Kır’ı tedavi eden Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümünde görevli Doç. Dr. Hülagü Kaptan, hastanın yoğun ağrı şikayetleriyle kendilerine müracaat ettiğini söyledi.
Yapılan tetkikler sonrasında tıpta çok nadir görülen “trigeminal nevralji” teşhisi koyduklarını aktaran Kaptan, söz konusu hastalığın 100 binde 5 ila 7 arasında görülen bir rahatsızlık olduğunu ifade etti.
Kaptan, söz konusu hastalığın teşhisinin önemli olduğunun altını çizerek, şu bilgileri aktardı:
“Hastalar çok şiddetli bir ağrıyla karşı karşıya kalıyorlar, bu ağrı bazen tanısı konmakta güçlük çekilebiliyor, hastalar diş ağrısı sanıyorlar, hatta bazı insanlar diş ağrısı sandığı için dişini çektirmek istemesi gibi durumla da karşılaşılıyor. Çok nadir görülen bir hastalık, bu nedenle doğru tanı konulursa şifa oranı çok yüksek bir hastalık. Biz bu hastamıza mikro cerrahiyle dekorasyon ameliyatı yaptık buradaki problem Trigeminal Nevralji oradaki sinirde bir damar baskısı var, biz bunun arasına bir yastık koyuyoruz. Bu şekilde etkileşimi, ağrının olmasını engelliyoruz. Bu ameliyat sayesinde hastalar yüzde 95 şifa buluyorlar.”
Kaynak : Anadolu Ajansı
04.10.2015 12:21
Dokuz Eylül Hastanesi-Doç Dr Hülagü Kaptan hastayı muayene ederken-Beyin (MR) incelerken-Hasta Gülizar Aktaşoğlu ile röportaj-Gülizar Aktaşoğlu’nun yürüyüşü-Doç Dr Hülagü Kaptan ile röportaj Baş ağrısını hafife almadı beyin tümöründen kurtuldu- İzmir’de baş ağrısı ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye giden kadının beyninde tümör tespit edildi- Beynin riskli bir bölgesindeki bulunan tümör, operasyonla alındı- Doç. Dr. Kaptan: – “Tümör, hastanın görme alanını etkiliyordu. Ameliyatın ardından yoğun bakım süreci yaşatmadan hastayı taburcu ettik” İzmir’de baş ağrıları nedeniyle hastaneye giden, çekilen tomografi ve MR sonuçlarında beyninde tümör tespit edilen kadın, yapılan ameliyatın ardından sağlığına kavuştu.Kiraz ilçesinde yaşayan 59 yaşındaki Gülizar Aktaşoğlu, 15 gün önce baş ağrısı, baş dönmesi şikayeti üzerine Ödemiş Devlet Hastanesine gitti.Burada çekilen MR ve tomografide, hastanın beyninde tümör belirlendi. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beyin ve Sinir Hastalıkları Cerrahisi Ana Bilim Dalına başvuran Aktaşoğlu’nun beyninin riskli bölgesindeki tümör, yaklaşık 3 saat süren operasyonun ardından alındı.Operasyonu gerçekleştiren Doç. Dr. Hülagü Kaptan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tümörün çevresel etkenler, genetik ve daha birçok sebepten oluştuğunu, Aktaşoğlu’nun da kendilerine baş ağrısı şikayeti üzerine başvurduğunu anlattı.Tümörün beyinde bulunduğu noktaya göre hastada görme kaybı, epilepsi, felç, konuşma bozukluğu gibi sorunlara yol açtığına dikkati çeken Kaptan, şöyle konuştu: “Tümör, hastanın beyninin sol tarafındaydı. Görme alanını etkiliyordu. Bu tabi hastaya görme kaybı olarak, başka bir bası nedeniyle denge bozukluğu olarak ortaya çıkmış. Tümör riskli bir bölgedeydi. Görme merkezine çok yakın olduğu için hassas bölgelere dikkat etmezseniz görmede kayıp ortaya çıkabilir. Bunun için sıkıntılıydı. Hastayı ameliyata aldık ve başarılı bir şekilde 3 santimetre çapındaki tümörü çıkarttık. Yaklaşık 3 saat süren ameliyatın ardından yoğun bakım süreci yaşatmadan hastayı taburcu ettik. Ameliyattan bir gün sonra beslenmesine başladı, şu anda hayatını eskisi gibi devam ettiriyor.”Doç. Dr. Kaptan, bu tür riskli ve zor ameliyatların devlet ve üniversite hastanelerinde rahatlıkla yapıldığına işaret etti.- Ameliyatın ardından ayağa kalktıİki çocuk annesi Gülizar Aktaşoğlu da baş ağrısı, baş dönmesi şikayeti yaşadığını bunun üzerine hastaneye gittiğini ve beyninde tümör olduğunu öğrendiğini anlattı. Bu süreçte iştah kaybıyla kilo vermeye başladığını dile getiren Aktaşoğlu, ameliyatın ardından hemen ayağa kalktığını ve işlerini gördüğünü ifade etti.Aktaşoğlu, “Çok şükür iyiyim. Herhangi bir sorunum yok. Yemeğimi yiyebiliyor, işlerimi yapabiliyorum. Allah Hülagü hoca ve ekibinden razı olsun” diye konuştu.
Kaynak : Sondakika.com
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Hadim ilçesine bağlı Beğreli köyünde yaşayan 53 yaşındaki 3 çocuk annesi Neriman Şengül’ün kolunda bacaklarında ve belinde 11 yıl önce ağrılar oluştu. Hareketlerindeki yavaşlama nedeniyle günlük işlerini dahi yapamaz duruma gelen Şengül, ağrıların şiddetlenmesine bağlı olarak kamburlaşmaya başladı.
Şengül, 2008 yılında bel fıtığı ameliyatı geçirdi. Buna rağmen ağrıları dinmeyen kadının kamburlaşması da giderek arttı. Rutin işlerini yapamayan ve ailesine her geçen gün daha fazla bağımlı hale gelen Şengül, belindeki bükülmesinin 90 dereceye kadar ilerlemesiyle çevresindekilerle iletişim kurmakta bile zorlandı. 2013 yılında Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalında tedavi edilen Şengül’e “parkinson” teşhisi konuldu.
Parkinsona bağlı kamburluk nedeniyle Şengül’e, Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hülagu Kaptan ile Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hakan Ekmekçi tarafından iki aşamalı olarak başarıyla gerçekleştirilen operasyonla beyin pili takıldı. Operasyonun ardından neredeyse tamamen günlük yaşam hareketlerini sürdürebilecek hale gelen Şengül’ün 11 yıllık çilesi sona erdi.
Doç. Dr. Kaptan, bu tip ameliyatların Türkiye’de sayılı merkezlerde yapılabildiğini belirterek, tedavinin uyanık beyin ameliyatı veya halk arasında beyin pili uygulaması olarak bilindiğini anlattı.
Olumsuz harekete yola açan hücreler disipline ediliyor
Ameliyatı gerçekleştirirken milimetrik hesaplamalar yapıldığını vurgulayan Kaptan, şu bilgileri verdi: “Ameliyat sabahı hastaya lokal anesteziyle bir başlık (frame) takılıyor. Bunu, milimetrik alana etki edebilmek için yapıyoruz. Hastayı önce tomografiye alıyoruz. Ardından bir gün önce çekilen MR görüntülerini özel bir bilgisayarda üst üste koyarak hedeflediğimiz bölgeyi tespit ediyoruz. Hasta uyanıkken beyne açılan küçük bir delikten, genellikle 2 ayrı noktadan derine inen ve ömür boyu kalacak elektrotları sorunlu bölgelere yerleştiriyoruz. Kafatasının içinde ancak beynin dış kısmında olan elektrodun göğüs kafesinde bağlantısı bulunuyor. İkinci aşamada göğüse de özel bir pil yerleştiriyoruz ve cilt altından geçirilen uzatma bağlantılarıyla elektrotları pile bağlıyoruz. Daha sonra bilgisayar aracılığıyla hastaya iyi gelecek parametreleri ayarlıyoruz. Bu parametreler beyne gidiyor ve olumsuz harekete yol açan hücreleri disipline ediyor.”
Yrd. Doç. Dr. Ekmekçi de 1 yıl önce kendilerine gelen hastada parkinson ve bel fıtığının üstüne binmiş, yaşam kalitesini alt üst eden “bükülme hastalığı” denilebilecek rahatsızlık belirlediklerini anlattı.
Hastanın beyin çekirdeklerini incelediklerini, uzun araştırma ve incelemeler sonucunda beyin pili yerleştirmeye karar verdiklerini bildiren Ekmekçi, “Beyne iki taraflı pil yerleştirdik. Pili yerleştirir yerleştirmez hastamızda parkinsonun etkisi olan tutukluk, tuvalete gidememe, yürüyememe gibi işlevlerde düzelme, tama yakın bağımsızlık hali ve en önemlisi de bel bükülme olayında önemli ölçüde düzelme oldu” ifadesini kullandı.
“Kendimi çok daha iyi hissediyorum”
Şengül de 11 yıldır kamburluğu nedeniyle oldukça sıkıntılı günler yaşadığına dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Eskiden gündelik işlerimi dahi yapamazdım. Eşimin ve çocuklarını yardımla işlerimi hallediyordum. Aileme bağımlı bir haldeydim. Bel bükülmesinden dolayı insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyordum. Şimdi belimdeki bükülme neredeyse düzeldi. Ağrılarım var ama doktorlarım bunun normal olduğunu, zamanla ortadan kalkacağını söylüyor. Şimdi oldukça mutluyum. Kendimi çok daha iyi hissediyorum.”
Kaynak : Hürriyet Gazetesi